Giriş Formu



Kimler Sitede

Şuanda 5 konuk çevrimiçi
AddThis Social Bookmark Button
“ÇEVRE DÜZENİ PLANI” KAVRAMI ÜZERİNE PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Administrator tarafından yazıldı   
Perşembe, 07 Ocak 2010 10:50
AddThis Social Bookmark Button

             Çevre Düzeni Planlarına ilişkin tartışmalar ilk olarak 57. hükümet döneminde başlamıştır. 57. hükümet döneminden önce Çevre Düzeni Planlarının onayında tartışmasız tek yetki Bayındırlık ve İskan Bakanlığında idi. 57. koalisyon hükümeti döneminde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı hükümetin bir kanadında, Çevre Bakanlığı hükümetinde diğer kanadında bulunmaktaydı. Bu kapsamda hükümet olunmasına karşın güçler dengesi açısından Çevre Düzeni Planları da bir araç olarak seçildi ve

           Çevre Bakanlığı, yayınlamış olduğu 26.4.1999 gün ve 3070-1999/11 sayılı ve 1.9.2000 gün ve 3848/9631.348 sayılı Genelgeler ile Çevre Düzeni Planlarını onama yetkisinin kendisinde olduğunu; 01.11.2000 tarihinden itibaren ilgili kurumlarca 3194 sayılı İmar Kanununa göre hazırlanmakta olan Çevre Düzeni Planı, revizyonu, ilavesi değişikliği veya tadilatı tekliflerinin inceleme ve onay işlemlerinin Çevre Bakanlığı tarafından yapılacağını belirtmiştir.

             Sonuç olarak yaşanan bu tartışmalı süreç tek parti hükümeti olan 58. hükümet dönemine kadar devam etmiştir. 17.03.2003 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca yayınlanan Genelgede “…3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesinde tanımı yapılan çevre düzeni planlarını yapma, yaptırma ve onaylama yetkisi Bakanlığımda olup, bilgi alınmasını ve bu durumun İliniz dahilindeki belediyelere duyurulması hususunda gereğini arz ve rica ederim…” denilmiş ve tartışmalar bir süreliğinde olsa sona ermiştir. Burada tek partili bir hükümetin varlığı da elbette ki tartışmaların neticelenmesinde ki en büyük etkendir. 

            Gelinen nokta da, hükümet iki ayrı kanunla iki ayrı Bakanlığa verilmiş olan Çevre Düzeni Planı onama yetkisini ortadan kaldırmak için 01.05.2003 tarihinde 4856 sayılı Çevre Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunu yayınlayarak kanunun 2. maddesi h) bendinde Dengeli ve sürekli kalkınma amacına uygun olarak ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkân veren rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlamak üzere, kalkınma plânları ve bölge plânları temel alınarak çevre düzeni plânlarını hazırlamak veya hazırlatmak, onaylamak, uygulanmasını sağlamak. Şeklinde tariflenmiştir. Ancak 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili maddeleri yürürlükten kaldırılmadığından Bayındırlık ve İskan Bakanlığının yetkisi de devam etmiştir. 

            İki ayrı kanunla farklı Bakanlıklara aynı yetkinin verilmiş olması Anayasa Mahkemesine taşınmış olup; Dava dilekçesinde; “çevre düzeni planı hazırlama” görevinin Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmesinin hukuk düzeninde bir takım çelişki ve belirsizliklerin ortaya çıkmasına neden olduğu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın kuruluş ve sorumluluklarının düzenlenmiş olduğu 180 ve 209 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi kapsamında çevre düzeni planlarının Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanıp onaylandığı, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın muhtelif kararlarında da bu durumun ortaya konulmuş olduğu, dolayısıyla “çevre düzeni planları” hazırlatma yetki ve görevinin her iki bakanlığın da görev alanına girmesi sonucunda hukuki belirsizliğe yol açtığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

             Konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin 2.5.2008 tarih 2008/97 sayılı kararında "...Çevre Düzeni Planı konusunda yetkili olan Bakanlığın belirlenerek yetki karmaşasına son verilmesi “kamu yararı” kavramı ile ilgilidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bilindiği üzere, bütün kamusal işlemlerin yönelmek zorunda oldukları nihai hedef kamu yararının gerçekleştirilmesidir. Kanunun amaç öğesi bakımından anayasaya uygun sayılabilmesi için kamu yararı dışında bir amaç gözetilmeden çıkarılmış olması gerekir. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesi olmaksızın başka deyimle yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Anayasada belirtilen amacı, ya da kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla, yasa koyucunun belli bir sonuca ulaşmak için değişik yolların seçiminde siyasi takdir yetkisine sahip olduğu açıktır.

              Açıklanan nedenlerle, çevre düzeni planı hazırlanması konusunda iki bakanlık arasında yıllardır var olan çatışmayı sona erdirmeye yönelik olan düzenleme kamu yararına uygun olup, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir…” kararı alınmıştır.

              Anayasa Mahkemesi kararından sonra Bakanlıklar arası yetki tartışmaları azalsa da bu tarihten itibaren Çevre Düzeni Planlarının (Üst ölçekli Planların) türü, ölçeği, kavramı, süreci tam bir keşmekeşe dönüşmüştür. Ne yazık ki kanun koyucunun elindeki büyük güç planlama sistematiğini yeniden düzenlemek yerine bir kavram kargaşası haline getirmiştir ve gün geçtikçe de daha vahim bir hal almaktadır. İşin ilginç yönü ise planlama hiyerarşisini doğrudan etkileyen bu süreç ülkenin bütün kentlerinde aynı yaşanmamış / yaşanmamaktadır.

               Konuyu bir başka boyutu ile ele alacak olursak; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi kanunu 10.07.2004 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiş; söz konusu kanunun “…Geçici Madde 1- Büyükşehir belediyeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde Büyükşehirin 1/25.000 ölçekli nazım imar plânlarını yapar veya yaptırır…” hükmü yer almıştır.

             Bu kanun hükmü kapsamında sınırları genişletilen Büyükşehir Belediyeleri bu sınırların tamamına 1/25.000 nazım imar planını yapmakla yükümlü kılınmışlardır. Bu kanunla birlikte ilk kez 1/25.000 nazım imar planı kavramı ortaya çıkmıştır.

             5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu 22.02.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş kanunun  6. maddesi b bendinde “…İl çevre düzeni plânı; valinin koordinasyonunda, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi ile birlikte yapılır. İl çevre düzeni plânı belediye meclisi ile il genel meclisi tarafından onaylanır. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/26 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır…” hükmü yer almıştır.

             Bu kez bu kanunla yeni bir kavram daha ortaya atılmıştır. “İl Çevre Düzeni Planı” bu kavramın kanunda bir açıklaması bulunmadığından da 3194 sayılı İmar kanununda ki Çevre Düzeni Planı kavramı ile arasında bir fark olup olmadığı da ortada değildir. 5302 sayılı yasanın 2005 yılından bu yana yönetmeliği de çıkarılmadığından ne tanımın nede Valinin koordinasyonunda iki meclis tarafından (Belediye/İl Genel) ne şekilde, hangi sıra ile onaylanacağı, her hangi bir meclisten reddi durumunda ne olacağı v.b. net değildir. Bu konuda yargıya taşınan çok az karar bulunmaktadır ve bu kararlarda birbiriyle çeliştiğinden henüz içtihat niteliği taşıyan kararlarda üretilmiş değildir.

              Son olarak; 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesi 26/4/2006 tarihinde değiştirilerek; b) bendi “…Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir…” denilmiştir.

               SONUÇ OLARAK; Planlama mesleki disiplini açısından gittikçe karışan bir süreç ve kavram kargaşası mevcuttur. Kanunların çıkış sırası da ne yazık ki tersten işlemiştir. Önce 1/25.000 Nazım İmar Planı yapımı tariflenmiş ve ilgili idareye bir yıl süre tanınmıştır. Arkasından “İl Çevre Düzeni Planı” kavramı ortaya atılmıştır. Bu kavramında daha önce Bayındırlık ve İskan Bakanlığının yetkisinde olan ve 3194 sayılı İmar kanunu ile belirlenen yetki olduğu genel kanıdır. Arkasından 1/100.000 ve 1/50.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kavramı ortaya çıkmıştır. Bu da birçok ilde/bölgede alt ölçekli planların onanmasından sonra üst ölçekli planların onanması durumunu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca hazırlanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planları planlma dili ve ürettiği kararlar açısından Çevre Düzeni Planının dışına çıkamamış sonrasından 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı hazırlanması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu durumda ise 5302 sayılı kanunla tariflenen İl Çevre Düzeni Planının yapımı Büyükşehir sınırlarında anlamsızlaşmış ve bir formalite haline dönüşmüştür.

                Çevre ve Orman Bakanlığınca ülkemizin değişik bölgelerinde hazırlanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planları ise içerik ve dil açısından uyumsuzluklarla doludur. Söz konusu planların çerçevesi net çizilmediği için kimi alanlarda parsel bazına kadar inen kararlar üretilmekte, kimi alanlarda ise hiçbir karar üretilmeyerek her şey alt ölçekli planlara bırakılmaktadır.

                 Tüm bunlara bakıldığında ne yazık ki üst ölçekli planların süreç ve içeriği karmaşık bir durumdadır. Burada değinilmeyen daha farklı kurumlarında (Turizm Bakanlığı, TOKİ, Özelleştirme İdaresi v.b.) her ölçekteki planları onama yetkisi de mevcuttur. Plan yapım sürecinin ivedilikle yeniden oluşturulması üst ölçekli planların bir elden yönlendirilmesi, alt ölçekli planların ise tamamının yerel yönetimlere bırakılması ivedidir.  

                 İzmir il sınırlarını da kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin planın ilk onayı, itirazlardan sonra aldığı hal ve en son revizyonunun birbiri ile karşılaştırıldığı raporumuza ise buradan ulaşabilirsiniz….

            Bu tarihten sonra 01.05.2003 tarihine kadar iki Bakanlık arasında tam bir hukuk ve genelgeler savaşı yaşanmıştır. Bu yaşanan süreçte Çevre Bakanlığı, Bakanlığın Kuruluş ve Görevleri Kanununda yer alan Çevre Düzeni Planlarını hazırlamak hükmünden hareketle yetkinin kendisinde olduğunu iddia etmekte, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ise Çevre Bakanlığının kuruluş kanununda ki Çevre Düzeni Planı tanımının “…Çevre Düzeni Planı; Doğal bitki ve hayvan varlığı ile doğal zenginliklerin korunması, geliştirilmesi ve her türlü çevre kirliliğinin önlenmesini içeren havza bazındaki ekolojik koruma amaçlı planlar…” şeklinde olasından hareketle Çevre Bakanlığınca hazırlanacak planların yapılaşma kararları içermeyecek şekilde hazırlanması gerektiğini iddia etmiştir.

Yorumlar

Lütfen YORUM Yazmak İçin Giriş Yapın. Üye değilseniz ücretsiz üye olabilirsiniz.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Haziran 2010 13:04 )